15 Ekim 2026, Perşembe
Yazarlar

Yapay zekâda yeni güvenlik sorusu: Şalter kimin elinde?

Yapay zekâda yeni güvenlik sorusu: Şalter kimin elinde?


Yapay zekâda yeni güvenlik sorusu: Şalter kimin elinde?


Yapay zekâyı kullanmak başka, ona sahip olmak başka. Bugün düşüncelerimizi, yazışmalarımızı, çalışma belgelerimizi ve günlük alışkanlıklarımızı bu sistemlerle paylaşıyoruz. Peki yarın hizmete erişimimiz kesilirse? Daha önemlisi, yıllarca biriken bilgilerimiz bir gün bize karşı silaha dönüştürülürse? İngiltere'nin uyarısı ve ABD'nin haziranda aldığı erişim kararı, meselenin yalnız güçlü modeller geliştirmek değil, verinin ve teknolojinin denetimini elde tutmak olduğunu gösteriyor.

İngiltere'nin önde gelen yapay zekâ araştırma kurumu Alan Turing Enstitüsünün Başkanı George Williamson, 10 Ekim 2026'da savunma, istihbarat, sağlık ve kritik altyapıda yabancı sistemlere bütünüyle bağımlı kalınmaması gerektiğini söyledi. ABD ile yakın güvenlik ilişkileri bulunan İngiltere'nin bu kaygıyı dile getirmesi dikkat çekici. Zira bir teknoloji hizmetini satın almak, onu her koşulda kullanabilmeyi güvence altına almıyor.

Bu bağımlılık bireyler için de kurumlar için de önemli. Yapay zekâya verilen bir belge, yapılan bir sohbet veya bağlanan bir veri tabanı, kullanılan hizmetin koşullarına göre saklanabiliyor, işlenebiliyor ya da farklı sistemlere aktarılabiliyor. Hassas bilgiler üzerindeki denetimin kaybedilmesi, bir hizmet kesintisinden daha ağır sonuçlar doğurabilir. Üstelik mesele yalnız verinin çalınması değil; yanlış bilginin üretilmesi, kararların yönlendirilmesi veya dijital kayıtların erişilemez hale gelmesi.

Bir karar, iki modelin erişimini durdurdu

ABD yönetimi, 12 Haziran 2026'da Anthropic'in Claude Fable 5 ve Mythos 5 modellerine yabancı ülke vatandaşlarının erişimini ulusal güvenlik gerekçesiyle kısıtladı. Şirket, kullanıcıların vatandaşlığını anlık doğrulayamadığı için iki modeli bütün müşterilerine kapattı. Kısıtlama 30 Haziran'da kaldırıldı; Fable 5 genel kullanıma açılırken Mythos 5'e erişim başlangıçta onaylı kuruluşlarla sınırlı kaldı.

Karar kalıcı bir ambargo değildi; kullanıcı bilgilerinin kötüye kullanıldığını da göstermiyor. Bununla birlikte bir şirketin sunduğu kritik hizmetin, başka bir devletin kararıyla kesintiye uğrayabileceğini ortaya koydu. Hastaneler, enerji tesisleri veya kamu güvenliği için geliştirilen sistemlerde böyle bir kesinti yalnız teknik aksaklık olarak değerlendirilemez.

İngiltere'nin kendi kapasitesini artırma arayışı bu nedenle her teknolojiyi ülke içinde üretme hedefinden farklı. Kritik görevlerde yerli altyapıda çalıştırılabilen modeller, alternatif sağlayıcılar ve denetlenebilir sistemler geliştirmek, dışarıdan alınan hizmetleri de daha güvenli kullanabilmenin şartı.

Veriye sahip olan ne kadar güç sahibi?

Selçuk Bayraktar'ın 13 Haziran'daki “Hürriyet ve İnsan Onuru” konuşmasında söylediği “Verilerin tekelleşmesi, zihinlerin ve iradenin tek bir merkezden esir edilmesidir” sözü, tehlikenin insanı ilgilendiren yönünü anlatıyor. Mesele yalnız kişisel bilgilerin korunması değil; insanların neyi göreceği, neye inanacağı ve hangi bilgiyle karar vereceği üzerinde kimin etkili olacağı.

Bir yapay zekâ sistemi dışarıdan kapatılmasa da yanlış veya yönlendirilmiş cevaplar üretebilir; gereğinden fazla yetki verilmişse kurum adına işlem yapabilir. Bu nedenle kritik alanlarda hangi veriye eriştiği, ne yapmasına izin verildiği ve kararlarının kim tarafından denetlendiği açık olmalı. İhtiyaç duyulan sistemi başkalarının durdurmasını önlemek kadar, tehlike oluşturan sistemi kendimizin durdurabilmesi de önemli.

Türkiye için somut güvenlik ölçütü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın haziranda açıkladığı Yapay Zekâ Eylem Planı, veri merkezi, bulut ve yapay zekâ altyapıları için en az 10 milyar dolarlık kaynağın harekete geçirilmesini ve kurulu veri merkezi gücünün 2030'a kadar en az 1 gigavata çıkarılmasını hedefliyor. Bu kapasiteye yerli modellerin geliştirilmesi de eşlik etmeli. Ancak bir modelin Türkiye'de üretilmesi, kullandığı donanımın, güncellemelerin veya dış hizmetlerin bütünüyle denetim altında olduğu anlamına gelmiyor.

İlk iş, kamu kurumları ve kritik altyapılarda kullanılan yapay zekâ sistemlerinin envanterini çıkarmak. Hangi veri nerede işleniyor, hizmet hangi sağlayıcıya bağlı, kesinti halinde ne çalışmaya devam edecek? Bu soruların yanıtı yalnız sözleşmelerde kalmamalı; alternatiflere geçiş ve hizmet kesintisi tatbikatlarla sınanmalı. Hassas veriler için yetki sınırları ve insan onayı güvenceye alınmalı.

Bu yaklaşım medya için de gerekli. TRT'nin, Anadolu Ajansının, üniversitelerin ve yayınevlerinin arşivleri yalnız içerik değil, Türkiye'nin kültürel ve kurumsal hafızası. Bu birikimin hangi sistemlerde, hangi izinlerle işlendiği ve Türkçe kaynakların yapay zekâ cevaplarında nasıl temsil edildiği de bağımsızlık meselesi. Medya egemenliğini veri ve altyapı egemenliğinden ayrı düşünemeyiz.

Bütün teknolojiyi ülkede üretmek gerçekçi olmayabilir. Fakat dışarıdan teknoloji kullanmakla o teknolojiye mecbur kalmak aynı şey değil.

Yapay zekâ çağında bağımsızlık, yalnız en güçlü modeli geliştirmek veya satın almak değildir. Asıl mesele, devletin ve toplumun ihtiyaç duyduğu kritik teknolojileri, gerektiğinde başka bir ülkenin ya da şirketin iznine bağlı kalmadan çalıştırabilmesidir.

Bugün yapay zekâya hangi bilgileri verdiğimizi seçiyoruz. Yarın o bilgilere kimin erişeceğini, hangi sistemlerin çalışacağını ve şalteri kimin kapatabileceğini de bugünden belirlemek zorundayız.

Dr. Muhammed Ersin Toy

Dr. Muhammed Ersin Toy

Muhammed Ersin Toy, ilköğretim ve lise eğitimini Malatya'da tamamladı. Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü'nden onur derecesiyle mezun olduktan sonra, aynı üniversitede İletişim Bilimleri Yüksek Lisans programında, sosyal medya ve...

Tüm Yazılarını Gör