15 Ekim 2026, Perşembe
Yazarlar

Yapay Zekâ Çağında İnsan Kendi Yüzünün ve Sesinin Sahibi mi?

Yapay Zekâ Çağında İnsan Kendi Yüzünün ve Sesinin Sahibi mi?

Yapay zekâyla birlikte bugüne kadar bildiğimiz ve kabul ettiğimiz birçok şeyi yeniden tartışmamız gerekiyor. Bunların başında insanların sesleri, yüzleri, görüntüleri ve davranışları üzerindeki hakları geliyor. Çünkü yapay zekâ artık bir insanın sesini taklit edebiliyor, fotoğrafından hareketle gerçekçi görüntüler oluşturabiliyor ve hiç söylemediği sözleri kendi sesiyle söylemiş gibi sunabiliyor. Üstelik bunlar yalnız dolandırıcıların, sahtekârların veya istihbarat örgütlerinin kullanabileceği yöntemler olmaktan çıktı. Google’ın Gemini yapay zekâ sisteminin geliştiricilere sunduğu ses kopyalama teknolojisi, 10 ila 30 saniyelik konuşma örneğinden kişinin ses özelliklerini yeniden üretebiliyor. Google, bu işlem için ses sahibinin ayrıca izin vermesini şart koşuyor. Ancak teknolojinin geldiği nokta, insanların kendi kimlikleri üzerindeki haklarını yeniden ele almayı gerektiriyor.

Bu tartışmaya ilk hukuki cevaplar Avrupa’dan gelmeye başladı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 5 Ekim 2026’da sesini marka olarak tescil ettirmek amacıyla Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisine başvurdu. Üç gün sonra Danimarka hükümeti, insanların yüzlerini ve seslerini gerçekçi dijital taklitlere karşı korumayı amaçlayan yasa teklifini parlamentoya sundu. İtalya’da bir başbakan kendi sesini korumak için bireysel bir hukuki yol ararken Danimarka, benzer korumayı herkes için sağlamaya çalışıyor. Henüz sonuçlanmayan bu girişimler, kişilik haklarından ifade özgürlüğüne, telif hukukundan teknoloji şirketlerinin sorumluluğuna kadar uzanan bir tartışmayı gündeme taşıyor.

Meloni’nin mağduriyetinden hukuki koruma arayışına

Meloni’nin başvurusunun arkasında yıllara yayılan bir süreç bulunuyor. İtalyan liderin yüzü, 2020’de başka kişilere ait cinsel içerikli görüntülere yerleştirilerek internette paylaşılmıştı. Meloni, sorumlular hakkında hukuki süreç başlattı ve 2024’te gündeme gelen davada 100 bin avro tazminat talep etti.

Ekim 2024’te Sassari Mahkemesinde verdiği ifadede yaşananları kadınlara yönelik bir şiddet biçimi olarak değerlendirdi. Mayıs 2026’da kendisi hakkında yeni sahte görüntülerin yayılması üzerine ise şu sözleri kullandı:

“Ben kendimi savunabilirim. Başka birçok insan savunamaz.”

Bu sözler, sorunun yalnız siyasetçileri ve ünlüleri ilgilendirmediğini anlatıyor. Kamuoyunda tanınan kişiler sahte içerikleri yalanlamak ve hukuki süreç başlatmak için daha fazla imkâna sahipken sıradan insanların aynı imkânlara ulaşması her zaman mümkün olmuyor.

Meloni’nin dört saniyelik ses kaydıyla yaptığı marka başvurusu da bu arayışın son halkası. Ancak tescil gerçekleşse bile sesinin bütün taklitleri otomatik olarak yasaklanmayacak. Sağlanabilecek koruma, marka hukukunun kapsamına ve kullanımın niteliğine bağlı olacak.

Danimarka’dan herkesi kapsayan düzenleme

Danimarka hükümeti ve parlamentodaki geniş bir siyasi parti grubu, Haziran 2025’te insanların ayırt edici özelliklerinin izinsiz dijital taklitlere karşı korunması konusunda anlaşmaya vardı.

Dönemin Kültür Bakanı Jakob Engel-Schmidt, İngiliz The Guardian gazetesine verdiği röportajda herkesin kendi bedeni, sesi ve yüz özellikleri üzerinde hak sahibi olması gerektiğini vurguladı. Bakan, teknolojinin hukukun önüne geçtiğine dikkat çekerek insanların birkaç işlemle dijital olarak kopyalanmasının ve bu kopyaların kötüye kullanılmasının kabul edilemeyeceğini belirtti.

Hazırlanan teklif, 8 Ekim 2026’da parlamentoya sunuldu. Düzenleme, insanların gerçekçi dijital taklitlerinin rızaları dışında paylaşılmasını önlemeyi ve sanatçıların performanslarını korumayı amaçlıyor.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor. Bir insanın fotoğrafını çektiğinizde onun görüntüsünü kaydedersiniz. Yapay zekâyla aynı insanın yüzünü, sesini ve davranışlarını yeniden oluşturduğunuzda ise artık yalnız mevcut bir kaydı kullanmış olmazsınız. O kişinin hiç bulunmadığı bir ortamı, söylemediği sözleri veya yapmadığı davranışları ona aitmiş gibi gösterebilirsiniz.

Danimarka’nın düzenlemesi bu nedenle yalnız görüntülerin izinsiz paylaşılmasıyla ilgilenmiyor. İnsanların kendilerine benzeyen yeni dijital içeriklerin kullanımına karşı da hukuki koruma sağlamaya çalışıyor.

Teklif, siyasi eleştiri, karikatür ve hiciv için istisnalar öngörürken hukuka aykırı taklitlerin platformlardan kaldırılmasına da dayanak oluşturmayı hedefliyor.

İnsan yüzü telif hakkıyla korunabilir mi?

Danimarka’nın girişimi, hukukçular arasında önemli bir görüş ayrılığına yol açtı. Tartışmanın merkezinde, insanların yüzlerinin ve seslerinin telif hakkına benzer bir korumaya sahip olup olamayacağı bulunuyor.

Telif hukuku geleneksel olarak roman, müzik ve fotoğraf gibi yaratıcı eserleri koruyor. İnsanların doğal sesleri, yüzleri ve hareketleri ise bu eserlerden farklı hukuki özellikler taşıyor.

Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisinin Ocak 2026’da yayımladığı inceleme, Danimarka’nın yaklaşımını bu ayrım üzerinden değerlendirdi.

Mart 2026’da fikrî mülkiyet ve bilgiye erişim alanında çalışan COMMUNIA kuruluşundan Justus Dreyling ve Teresa Nobre’nin yayımladığı analizde ise Avrupa Komisyonunun Danimarka’ya ilettiği hukuki itirazlar ele alındı. Komisyon, kişisel özelliklerin telif hakkıyla korunmasının sorunlar oluşturabileceğini belirterek alternatif yöntemlerin değerlendirilmesini istedi.

COMMUNIA, kişilik haklarının daha uygun bir hukuki dayanak sağlayabileceğini savundu. Çünkü burada yalnız bir görüntünün ekonomik değerinden değil, insanın kendi kimliği üzerinde söz sahibi olabilmesinden bahsediyoruz.

Hukuki korumanın sınırları da önemli. Bir siyasetçinin sesinin mizah amacıyla taklit edilmesiyle aynı ses kullanılarak seçmenleri yanıltacak sahte bir açıklama yayımlanması aynı şekilde değerlendirilemez. İnsanların haklarını koruyacak düzenlemelerin gazetecilik, sanat ve siyasi eleştiri özgürlüğünü de gözetmesi gerekiyor.

Sahte içeriği kaldırmak yeterli mi?

Danimarka’daki tartışma, teknoloji şirketlerinin sorumluluğunu da gündeme taşıdı.

Haziran 2025’teki siyasi mutabakat sırasında Alternatif partisinin temsilcisi Christina Olumeko, sahte içeriklerin yayımlandıktan sonra kaldırılmasının yeterli olmayabileceğini belirtti. Çünkü internete giren bir görüntünün bütün kopyalarını ortadan kaldırmak güçleşebiliyor.

Olumeko’ya göre sorumluluk yalnız içeriği paylaşan kişiyle sınırlı kalmamalı. İzinsiz taklitleri önleyecek güvenlik tedbirleri, bunların üretilmesine imkân veren yapay zekâ sistemlerinde de bulunmalı.

Bu yaklaşım, dijital platformların yalnız şikâyet üzerine içerik kaldıran kuruluşlar olarak görülmemesi gerektiğine işaret ediyor. İnsanların seslerini ve görüntülerini taklit eden sistemlerin hangi koşullarda kullanılabileceği, rızanın nasıl doğrulanacağı ve kötüye kullanımın nasıl önleneceği de düzenlemelerin konusu olmalı.

Türkiye açısından yeni düzenleme ihtiyacı

Türkiye’de kişilerin sesleri ve görüntüleri; kişilik hakları, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümler kapsamında belirli güvencelere sahip.

Türkiye Büyük Millet Meclisine Ocak 2026’da sunulan 2/3465 esas numaralı kanun teklifi, yapay zekâyla üretilen sesli, yazılı veya görüntülü içeriklerin kişinin izni olmadan paylaşılması durumunda ilgili dijital platformlara, önceki yılki cirolarının yüzde 5’i oranında idari para cezası uygulanmasını amaçlıyor. Teklif, 8 Ekim itibarıyla komisyonda bulunuyor.

Ancak yalnız platformlara ceza verilmesi yeterli değil. İnsanların dijital kimlikleri üzerindeki haklarının açıkça tanımlanması, mağdurların hızlı başvuru yapabilmesi ve hukuka aykırı içeriklerin yeniden yayılmasının önlenmesi gerekiyor. Özellikle çocukların korunması, yapay zekâ sistemlerinin geliştirilme aşamasından başlayarak ele alınmalı.

Bugüne kadar insanların fotoğraflarının, ses kayıtlarının ve kişisel bilgilerinin izinsiz kullanılmasını tartışıyorduk. Yapay zekâ ise bu tartışmaya yeni bir mesele ekledi: Artık insanın kendisine ait olmayan sözler ve davranışlar, onun yüzü ve sesi kullanılarak üretilebiliyor.

Meloni’nin bireysel başvurusu ve Danimarka’nın yasa teklifi, hukukun bu yeni durum karşısında çözüm aradığını gösteriyor. Ancak korunması gereken yalnız bir ses kaydı veya görüntü değil, insanın kendi kimliği hakkında söz sahibi olma hakkı.

Dr. Muhammed Ersin Toy

Dr. Muhammed Ersin Toy

Muhammed Ersin Toy, ilköğretim ve lise eğitimini Malatya'da tamamladı. Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü'nden onur derecesiyle mezun olduktan sonra, aynı üniversitede İletişim Bilimleri Yüksek Lisans programında, sosyal medya ve...

Tüm Yazılarını Gör