Son zamanlarda IŞİD’in (DEAŞ) dijital platformlarda, sosyal medyada ve özellikle kapalı Telegram gruplarında gençleri etkilemek, zihinlerini tahrif etmek ve örgüte eleman kazandırmak için özel ve yoğun bir çaba harcadığını görüyorum. Üstelik örgütün faaliyetleri artık yalnızca propaganda yayınlarıyla sınırlı değil. Dinî sohbetler, kısa videolar, haber görünümlü paylaşımlar, çevrim içi oyunlar ve yapay zekâyla hazırlanan içerikler de gençlere ulaşmanın araçları hâline geliyor.
Örgütün dijital stratejisinde dikkat çeken en önemli yöntemlerden biri, gençlerle önce açık sosyal medya platformlarında temas kurulması, ardından bu kişilerin Telegram gibi kapalı iletişim gruplarına yönlendirilmesi. Instagram, TikTok ve diğer platformlarda dinî içeriklerle başlayan etkileşim, zamanla örgütsel propagandaya ve kapalı gruplarda yürütülen yoğun telkin faaliyetlerine dönüşebiliyor.
Burada asıl tehlike, gençlerin yalnızca hangi içerikleri izlediği değil, bu içerikler üzerinden kimlerle ilişki kurduğu ve hangi düşüncelere yönlendirildiğidir.
FETÖ tecrübesinden ders çıkarmalıyız
IŞİD, FETÖ vari yöntemlerle kendisine müritler toplamaya, dinî duyguları istismar ederek maalesef genç beyinleri kandırmaya çalışıyor. İki örgütün ideolojileri ve yapılanmaları farklı olsa da dinî hassasiyetleri kullanarak insanları örgütsel itaate yönlendirmeleri bakımından önemli benzerlikler bulunuyor.
Devleti kâfir gören, devletin yapısına ve anayasal düzenine karşı mücadeleyi benimseyen bu anlayış, dinî kavramları çarpıtarak şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyor. Kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları tekfir ediyor, topluma ve devlete karşı düşmanlık üretiyor. Gençlere gerçek İslam’ı yalnızca kendilerinin temsil ettiği düşüncesini aşılayarak onları ailelerinden, yaşadıkları toplumdan ve sahih dinî bilgiden uzaklaştırmayı hedefliyor.
Bu noktada IŞİD’i Orta Doğu’daki güç mücadelelerinden bağımsız değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Bana göre IŞİD, Amerika ve İsrail’in Orta Doğu’daki vekil ve etki araçlarından, bölgesel çıkarlarına hizmet eden kukla yapılardan biridir.
Gençleri dijital tuzaktan korumalıyız
Dijital platformlarda örgütlenmenin en tehlikeli yönlerinden biri de gençlerin kısa sürede radikal düşüncelerin etkisine girebilmesi. Özellikle dinî bilgi arayışındaki, kimlik ve aidiyet sorunları yaşayan gençler, kendilerine özel ilgi gösteren bu kapalı grupların hedefi hâline gelebiliyor.
Bu nedenle ailelerin çocuklarının dijital dünyasına yabancı kalmaması gerekiyor. Herkesi kolayca kâfir ilan etmeye başlayan, şiddeti din adına savunan, ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaşan, tanımadığı kişilerin yönlendirmesiyle gizli gruplara katılan gençlerin durumları ciddiyetle ele alınmalı.
Elbette bir gencin dinî hassasiyetlerinin artması veya dinî konulara ilgi göstermesi tek başına tehlike işareti değildir. Asıl tehlike, dinî duyguların istismar edilerek örgütsel bağlılığa dönüştürülmesi ve şiddetin meşrulaştırılmasıdır.
Ehl-i sünnet hocalarına büyük sorumluluk düşüyor
Gençlerimizi bu yapıdan korumamız gerekiyor. Bunun için en başta sahih Ehl-i sünnet geleneğini temsil eden hocalarımıza çok daha fazla iş düşüyor.
Ehl-i sünnet anlayışının temel ilkelerinden biri olan “Ehl-i kıble tekfir edilmez” hükmü, bu örgütlerin dinî söylemlerine karşı özellikle hatırlatılmalı. Hocalarımız gençleri IŞİD’in sapkın anlayışına karşı açıkça uyarmalı. Ayetlerin ve hadislerin nasıl bağlamından koparıldığını, dinî kavramların nasıl çarpıtıldığını, tekfirin ve şiddetin din adına nasıl meşrulaştırılmaya çalışıldığını anlaşılır bir dille anlatmalılar.
Üstelik bu mücadele yalnızca camilerde, kürsülerde ve dinî sohbetlerde yürütülemez. Gençler artık dinî sorularının cevaplarını büyük ölçüde dijital platformlarda arıyor. Dolayısıyla sahih Ehl-i sünnet geleneğini temsil eden hocalarımızın da gençlerin bulunduğu dijital ortamlarda daha fazla yer alması, sorularına doğrudan cevap vermesi ve terör örgütlerinin çarpıttığı dinî söylemleri ilmî delillerle çürütmesi gerekiyor.
Dijital platformlar ve sosyal medya, maalesef böyle terör örgütlerinin cirit sahası olmuş durumda. Buna seyirci kalamayız. Güvenlik kurumlarının terörle mücadelesinin yanında ailelerin, eğitimcilerin, din görevlilerinin ve dijital platform yönetimlerinin de sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.
Çünkü mesele yalnızca terör örgütlerinin dijital faaliyetlerini engellemek değil, gençlerin zihinlerini, inançlarını ve geleceklerini bu örgütlerin istismarından koruyabilmektir.
Gençlerimizi dinlerinden uzaklaştırarak değil, dinlerini istismar edenlerden koruyarak mücadele etmeliyiz.