Türkiye’de gençlerin yaklaşık üçte ikisi artık yapay zekâ evreninde
Türkiye’de 16-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 64,9’u üretken yapay zekâ kullanıyor. Başka bir ifadeyle yaklaşık her üç gençten ikisi artık ChatGPT, Gemini, Claude ve Copilot gibi yapay zekâ sistemleriyle etkileşim halinde. Türkiye genelinde üretken yapay zekâ kullanan bireylerin oranı bir yılda yüzde 19,2’den yüzde 37,6’ya yükselirken, yapay zekâ kullanan işletmelerin oranı yüzde 14’te kaldı. Veriler, yapay zekânın özellikle gençler için hızla günlük hayatın parçasına dönüştüğünü gösterirken, çocukların güvenli kullanımı ve bireysel kullanımın üretime taşınması yeni dönemin iki temel meselesi olarak öne çıkıyor.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) “Yapay Zekâ İstatistikleri, 2026” araştırması, yapay zekânın Türkiye’de dar bir teknoloji çevresinin kullandığı araç olmaktan çıkarak geniş toplum kesimlerine yayıldığını ortaya koyuyor. Üretken yapay zekâ kullanım oranı 25-34 yaş grubunda yüzde 55,7’ye, 35-44 yaş grubunda yüzde 38,1’e ulaşırken en yüksek oran yüzde 64,9 ile 16-24 yaş grubunda görülüyor.
Üretken yapay zekâ, kullanıcının verdiği soru veya talimat doğrultusunda yeni metin, görsel, ses, video ya da bilgisayar kodu oluşturabilen sistemleri ifade ediyor. ChatGPT veya Claude ile bir metni özetlemek, Gemini’ye araştırma sorusu yöneltmek, Copilot ile belge veya bilgisayar kodu hazırlamak bu kullanımın günlük örnekleri arasında yer alıyor. OECD de ChatGPT ve Copilot gibi genel amaçlı üretken yapay zekâ araçlarının teknolojinin geniş kitlelere yayılmasını hızlandırdığına dikkati çekiyor.
Gençlerde Avrupa seviyesine yakın kullanım
Türkiye’de gençlerin ulaştığı oran Avrupa verileriyle birlikte değerlendirildiğinde daha dikkat çekici hale geliyor. Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisine (Eurostat) göre 2025’te AB’de 16-24 yaş grubunun yüzde 63,8’i üretken yapay zekâ kullandı. Türkiye’de bu oran 2026’da yüzde 64,9. Veriler farklı yıllara ait olduğu için doğrudan bir ülke sıralaması yapmak mümkün değil ancak Türkiye’de gençlerin kullanım düzeyinin Avrupa’da bir yıl önce ölçülen ortalamaya ulaştığı görülüyor.
Bu sonuç, gençlerin yapay zekâyla ilişkisinin artık geçici bir teknoloji merakı olarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Yapay zekâ, bilgi aramadan eğitime, içerik üretiminden gündelik sorunların çözümüne kadar gençlerin hayatının farklı alanlarına giriyor.
TÜİK’e göre yapay zekâ kullanan bireylerin yüzde 86,4’ü bu teknolojiden özel amaçlarla yararlanırken, mesleki kullanım yüzde 37,3, örgün eğitim amacıyla kullanım ise yüzde 32,6 seviyesinde bulunuyor.
Ancak kullanım arttıkça yeni bir soru daha önem kazanıyor: Gençler ve özellikle çocuklar bu sistemlerle nasıl bir ilişki kuruyor?
Çocuk güvenliği yapay zekâ çağında yeniden tanımlanmalı
TÜİK’in 16-24 yaş grubu hem çocukları hem yetişkinleri kapsadığı için yüzde 64,9’luk oranı doğrudan “çocukların yapay zekâ kullanım oranı” olarak değerlendirmek mümkün değil. Bununla birlikte uluslararası veriler çocukların da yapay zekâyı hızla benimsediğini ortaya koyuyor.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), 10 ülkeden elde edilen verilere dayanan 2026 analizinde en az 20 milyon çocuğun yapay zekâ kullandığını tahmin ediyor. Çocukların teknolojiyi benimseme hızının yetişkinlerin üç katından fazla olduğu belirtilirken, yaklaşık 13 milyon çocuğun yapay zekâyı öğrenme ve ödev desteği amacıyla kullandığı, 2 milyondan fazlasının ise kendisini endişelendiren konularda tavsiye almak için bu sistemlere başvurduğu bildiriliyor.
Bu tablo yapay zekâ ile sosyal medya arasındaki önemli farkı da ortaya çıkarıyor. Sosyal medya büyük ölçüde içeriği kullanıcıya ulaştırırken üretken yapay zekâ çocukla doğrudan konuşuyor, sorusunu yanıtlıyor, ona özel içerik hazırlıyor ve kimi zaman tavsiye veriyor. Bu nedenle çocuk güvenliğini yalnız ekran süresi veya sosyal medya yaş sınırı üzerinden ele almak artık yeterli değil.
Çocukların kişisel bilgilerini paylaşması, yanlış veya yanıltıcı cevapları doğru kabul etmesi, yaşına uygun olmayan içerikle karşılaşması ya da yapay zekâyı bir öğretmen, uzman veya gerçek arkadaş gibi algılaması yeni risk alanları oluşturuyor. Yapay zekânın eğitimde sağladığı imkânlardan yararlanılırken çocuğun düşünme, araştırma ve sorgulama becerilerinin sistemlere bütünüyle devredilmemesi de önem taşıyor.
Bu nedenle çocuklara yönelik yapay zekâ sistemlerinde güvenliğin sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın başlangıç noktası olması gerekiyor. Etkili yaş doğrulama, yaşa uygun tasarım, kişisel verilerin mümkün olduğunca sınırlı işlenmesi, varsayılan mahremiyet, zararlı tavsiyelere karşı güvenlik mekanizmaları ve ebeveynlerin anlayabileceği açık kontroller bu alanın temel düzenleme başlıkları arasında bulunuyor.
Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında iki yılda 5 milyon kişiye yapay zekâ okuryazarlığı eğitimi verilmesinin hedeflenmesi de bu nedenle yalnız teknoloji becerisi açısından değil, güvenli ve bilinçli kullanım açısından önem taşıyor.
Bireylerde hızlı, işletmelerde daha sınırlı
Gençlerin ve bireylerin yapay zekâyı hızlı benimsemesine karşılık ekonomik hayatta aynı yaygınlık henüz görülmüyor. Türkiye’de 10 ve daha fazla çalışanı bulunan işletmelerin yapay zekâ kullanım oranı 2025’te yüzde 7,5 iken 2026’da yüzde 14’e yükseldi. OECD ülkelerinde ise 2025’te işletmelerin yüzde 20,2’si yapay zekâ kullandığını bildirdi. Büyük işletmelerde OECD ortalaması yüzde 52 iken Türkiye’de 250 ve daha fazla çalışanı bulunan işletmelerde oran yüzde 37,1 seviyesinde.
Bununla birlikte Türkiye’nin bütün sektörleri aynı noktada değil. Telekomünikasyon, bilgisayar programlama ve bilişim alanında faaliyet gösteren işletmelerin yüzde 63,7’si yapay zekâ kullanıyor. Yayımcılık, radyo-televizyon ve içerik üretiminde oran yüzde 57,1’e ulaşırken inşaat sektöründe yüzde 6,9’da kalıyor. Bu fark, Türkiye’nin temel meselesinin yalnız teknolojiye erişim değil, yapay zekânın ekonominin bütününe yayılması olduğunu gösteriyor.
İşletmeler açısından engeller de bu tabloyu açıklıyor. Yapay zekâ kullanmayan ancak kullanmayı değerlendiren girişimlerin yüzde 72,3’ü yeterli uzmanlığın bulunmamasını, yüzde 66,4’ü hukuki sonuçların belirsizliğini, yüzde 65,4’ü veri koruma ve gizlilik kaygılarını temel sorunlar arasında gösteriyor.
Ortaya çıkan tablo Türkiye’nin yapay zekâ gündeminin artık yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Bir tarafta yaklaşık her üç gençten ikisinin içinde bulunduğu hızla büyüyen bir yapay zekâ evreni, diğer tarafta teknolojiyi üretime taşımaya çalışan işletmeler bulunuyor.
Bundan sonraki mesele yalnız yapay zekânın ne kadar yaygın kullanılacağı değil. Gençlerin ve çocukların bu teknolojiyi ne kadar güvenli ve bilinçli kullanacağı, işletmelerin ise hızla büyüyen bireysel kullanımı ne ölçüde üretime, verimliliğe ve kalıcı kurumsal kapasiteye dönüştürebileceği Türkiye’nin yapay zekâ çağındaki asıl sınavını belirleyecek.