Çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin yönetmelik, 10 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
1 Kasım 2026’dan itibaren 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacak. 15–17 yaş grubundaki çocuklar için ise platformların işleyişini değiştiren önemli yükümlülükler getiriliyor.
📌 Yeni düzenleme neler getiriyor?
▪️ 15 yaş altına sosyal medya sınırı: Sosyal ağ sağlayıcıları, 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamayacak.
▪️ Çocuk hesaplarına güvenlik: 15–17 yaş grubunun hesapları gizli olacak. Herkese açık hesap ve canlı yayın seçeneği sunulamayacak. Çocuklara yalnızca takip ettikleri hesaplar mesaj gönderebilecek.
▪️ e-Devlet üzerinden yaş doğrulaması: Kullanıcının 15 ve 18 yaş eşiklerini karşılayıp karşılamadığı, kimlik ayrıntıları platformlarla paylaşılmadan doğrulanacak.
▪️ Sonsuz kaydırma ve kişiselleştirme sınırlaması: Çocuk hesaplarında görsel içerikleri peş peşe sunan tasarımlar yasaklanacak. Çocukların davranışlarına göre hesapların kişiselleştirilmesine ve kişisel verilerinin hedefli ticari reklamlarda kullanılmasına izin verilmeyecek.
▪️ Ebeveyn kontrolü: Aileler, kullanım süresini, harcamaları ve belirli hesap ayarlarını yönetebilecek. Ancak bu araçlar çocuğun mahremiyetini ölçüsüz biçimde ortadan kaldıramayacak.
▪️ Geçiş süreci: Mevcut hesapların yaş doğrulamasının tamamlanması için son tarih 31 Mart 2027.
Peki, bu düzenleme ne anlama geliyor?
2 Ekim'de Star Açık Görüş'te yayımlanan “Çocuklar için yeni bir dijital mimari” başlıklı yazımda tam da bu mesele üzerinde durmuştum.
Çocuğun platforma girişini düzenlemek yetmez. Platformun çocukla kurduğu ilişkiyi de düzenlemek gerekir.
Çünkü mesele yalnızca çocuğun hangi yaşta sosyal medyaya gireceği değil; karşısına hangi içeriklerin çıkarılacağı, dikkatinin nasıl yönetileceği, verilerinin hangi amaçlarla kullanılacağı ve algoritmaların onun gelişimini nasıl etkileyeceğidir.
Bu nedenle yönetmeliğin özellikle 8. maddesini önemli buluyorum. Düzenleme, zararlı içeriklerin kaldırılmasının ötesine geçerek doğrudan platformların tasarımına, içerik sunumuna ve verilerin ticari kullanımına müdahale ediyor.
Tartışmayı çocuğun ekran süresinden teknoloji şirketlerinin sorumluluğuna taşıyor.
Çocuğa sürekli “Telefonu bırak!” derken, teknoloji şirketlerinden de çocuğun telefonu bırakmasını zorlaştıran sistemleri değiştirmelerini istemeliyiz.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) da yaş sınırlamalarının tek başına yeterli olmadığına dikkat çekiyor. Şirketlerin güvenli platformlar geliştirme yükümlülüğünün devam etmesi ve çocukların daha az denetlenen mecralara yönelme ihtimalinin hesaba katılması gerekiyor.
Türkiye'nin attığı bu adımı önemli buluyorum. Ancak yönetmeliğin yayımlanmasıyla iş bitmiyor.
Yaş doğrulamasının kişisel verileri koruyarak çalışması, yasaklanan özelliklerin başka adlarla yeniden sunulmaması ve güvenlik tedbirlerinin gerçekten uygulanması bağımsız denetimlerle takip edilmeli.
Başarıyı yalnızca kapatılan hesap sayısıyla değil; çocukların zararlı içeriklere, istenmeyen temaslara ve mahremiyet ihlallerine ne ölçüde maruz kaldığıyla değerlendirmeliyiz.
Çünkü çocukluğu korumak, yalnızca çocuğun önüne sınır koymak değildir. Onun dikkatinden, zamanından, duygularından ve verilerinden gelir elde eden şirketlere de sınır koyabilmektir.
Yazımda ifade ettiğim gibi:
Çocuğu sisteme uydurmak yerine sistemi çocuğa göre değiştirmeliyiz.
Bu yönetmeliğin gerçek başarısı, getirilen kuralların çocukların günlük hayatında ne ölçüde karşılık bulacağıyla anlaşılacak.