Erdoğan, küreselleşmenin refahı daha geniş kesimlere yayacağı yönündeki beklentilerin tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtirken, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin derinleştiğine ve “teknoloji ve ekonomik bağımlılıkların yeni rekabet alanlarına” dönüştüğüne dikkat çekti. Cumhurbaşkanı, bu şartlar altında küresel adaletin sağlanabilmesi için sorumlulukların hakkaniyetli biçimde paylaşılması ve gelişmekte olan ülkelerin kalkınma imkânlarının güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.
Bu değerlendirme özellikle yapay zekâ, büyük veri, dijital platformlar, algoritmalar ve sınır ötesi veri akışları bakımından yeni bir hukuki soruyu beraberinde getiriyor. Teknolojik sistemler küresel ölçekte faaliyet gösterirken bunlara ilişkin hukuki düzenlemelerin yalnızca ülkelerin kendi sınırları içerisinde oluşturulması, uygulamada önemli farklılıkların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bir ülkede sıkı biçimde düzenlenen bir teknoloji, başka bir ülkede çok daha farklı kurallara tabi olabiliyor.
Bu nedenle teknoloji hukukunun önündeki temel meselelerden biri, devletlerin düzenleme yetkisini ortadan kaldırmadan küresel ölçekte uygulanabilecek ortak asgari standartların oluşturulmasıdır. Veri güvenliği, yapay zekâ sistemlerinin sorumluluğu, algoritmik şeffaflık, çocukların dijital ortamda korunması, kişilik hakları, fikrî mülkiyet ve teknoloji şirketlerinin hesap verebilirliği gibi başlıkların sınır aşan niteliği, hukuki işbirliğini giderek daha önemli hâle getiriyor.
Nitekim teknoloji yönetişiminin artık yalnızca ulusal bir mesele olmadığı yönündeki tartışma uluslararası platformlarda da güçleniyor. G20 ülkeleri Eylül 2026’da yapay zekâ ve gelişen teknolojilere ilişkin ortak yönetişim ilkeleri üzerinde uzlaşırken, Kanada Başbakanı Mark Carney de yapay zekânın güvenli gelişimini desteklemek amacıyla uluslararası koordinasyon sağlayacak küresel bir “teknoloji istikrar” yapısı kurulmasını gündeme getirdi.
Erdoğan’ın gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve finansmana erişimine yaptığı vurgu ise teknoloji hukukunun yalnızca güvenlik ve denetim boyutundan ibaret olmadığını gösteren bir başka başlık olarak okunabilir. Küresel teknolojik standartlar belirlenirken gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki altyapı, sermaye, veri ve teknoloji kapasitesi farklarının dikkate alınması, “dijital adalet” tartışmasının da merkezinde yer alıyor.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel hukuk tartışmalarından biri, teknolojinin küresel niteliği ile hukukun büyük ölçüde ulusal sınırlar içerisinde şekillenen yapısı arasındaki mesafenin nasıl kapatılacağı olacak. Teknoloji küresel ölçekte ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuruyorsa, onu çevreleyen temel hukuki ilkelerin de devletler arasında daha güçlü bir koordinasyonla oluşturulması gerekecek.
Bu perspektiften bakıldığında küresel adalet tartışmasının yeni boyutlarından biri de küresel teknoloji hukuku olacak. Amaç bütün devletlere tek tip bir hukuk sistemi dayatmak değil; teknolojinin insan hakları, ekonomik adalet ve toplumsal düzen üzerindeki sınır aşan etkilerine karşı ortak ve uygulanabilir hukuki güvenceler geliştirmek olacaktır.