24 Mayıs 2026, Pazar
Yazarlar

Fırtınadan Önceki Son Çıkış: Dijital Farkındalık

Fırtınadan Önceki Son Çıkış: Dijital Farkındalık

Bir okul saldırısı hiçbir zaman “bir anda” olmaz. Her fırtınanın öncesinde bir sessizlik, her yangının öncesinde bir kıvılcım vardır. Bu acı hadiselerin de bir dili, bir birikimi ve dijital dünyanın karanlık dehlizlerinde adım adım bırakılmış izleri vardır. Ne yazık ki bugün bu izler, çoğu zaman çocuklarımızın elindeki ekranlarda başlıyor ve yine orada büyüyor.


Günümüzde pek çok anne ve baba, çocuğunun odasına çekilip saatlerce dijital cihazlarla baş başa kalmasını, “Kötü arkadaştan uzak, gözümün önünde oyun oynuyor” diyerek bir aldatıcı sığınak sayıyor. Oysa o sessiz odalardaki ekranlar her zaman masum bir eğlence sunmuyor. Hatta bu ekranlar, manevi değerlerin hiçe sayıldığı, kin ve nefret tohumlarının ekildiği, şiddetin adeta bir sanat gibi sunularak normalleştirildiği birer fitne ateşine dönüşebiliyor. Görünmeyen ama dalga dalga büyüyen bu karanlık, aile kalemizin duvarlarını içeriden kemirirken, asıl büyük tehlike tam da bu ihmalin başladığı noktada ortaya çıkıyor.


Son günlerde Urfa ve Kahramanmaraş’ta yüreklerimizi dağlayan hadiseler bize bu acı gerçeği bir kez daha hatırlattı. Saldırganların eylemlerinden önce dijital mecralarda nefret dolu paylaşımlar yaptığı, niyetlerini açıkça beyan ettiği ve şiddeti sembolize eden izler bıraktığı görüldü. Demek ki bu felaketler tamamen sessiz gelmedi. Dijital dünyanın dipsiz kuyularından yankılanan “geliyorum” feryatları vardı. Ancak bu ayak sesleri ya modern dünyanın gürültüsünde ciddiye alınmadı ya da “çocukluktur” denilerek görmezden gelindi.


Bu sorun yalnızca bizim coğrafyamıza da özgü değil. Değerlerinden uzaklaşan tüm toplumların ortak meselesi haline gelmiş durumda. Finlandiya’dan Amerika’ya kadar pek çok okul saldırısında, faillerin eylemden önce videolar çektiği, silahlarla poz verdiği ve adeta bir niyet beyanında bulunduğu sonradan ortaya çıktı. Batı literatüründe “leakage” yani “sızıntı” olarak adlandırılan bu durum, aslında açık bir uyarı niteliği taşıyor.


Peki bir genç neden bunu yapar? Neden sessizce hareket etmek yerine yapmak istediğini herkese duyurur? Çünkü mesele sadece saldırı değildir. Mesele görülmektir, duyulmaktır, hatırlanmaktır. Gerçek hayatta kendini görünmez hisseden bir çocuk, dijital dünyada korkulan bir figüre dönüşmek ister. Bir paylaşım yapar ve bir anda “önemli” olur. Bir tehdit yazar ve dikkat çeker. Bazen alkış alır, bazen kışkırtılır. Ve tehlikelisi, geri dönüşü zor bir yola girer.


Bugün dijital platformlarda katillerin kutsanması ve şiddetin görsel bir şölene dönüştürülmesi gibi çok tehlikeli bir zehir yayılıyor. Maalesef bu da “karanlık bir hayranlık” kültürü oluşturuyor. Kapalı mesaj gruplarında, denetimsiz forumlarda çocuklarımızın zihni bulandırılıyor; şiddet onlara bir güç gösterisi, bir çıkış yolu gibi pazarlanıyor. Manevi değerlerden kopan bir genç, bu karanlık ortamlarda gerçeklik duygusunu ve merhametini büyük ölçüde yitiriyor.


Günlük hayatta “ergenlik hevesi” diyerek geçiştirdiğimiz pek çok davranış aslında birer imdat çağrısı olabilir: Sürekli silah içerikleri izleyen bir çocuk, sosyal medyada öfke ve nefret dili kullanan bir genç, büyüklerine karşı saygıyı kaybedip sanal dünyada sertleşen bir öğrenci… Bunlar sadece birer “huysuzluk” değil, yaklaşan bir fırtınanın işaretleri olabilir.

Bugün artık şunu kabul etmek zorundayız: Çocuğumuzu sadece sokaktaki tehlikelerden korumak yetmiyor. En güvenli sandığımız evimizin içinde, ekranların ardındaki o zifiri karanlığı da görmek ve buna karşı tedbir almak zorundayız. Çünkü bugün o feryatlar ekranlarda yazılıyor, yarın ise gerçek hayatta canlarımıza mal oluyor.


Sonuç olarak sormamız gereken soru şudur: Çocuklarımız ekran başında sadece ne kadar vakit geçiriyor değil, o ekranın içindeki dünyada asıl neyle karşılaşıyor? Eğer bu sorunun cevabını vakit varken ve dürüstçe aramazsak, yarın dökeceğimiz gözyaşları ne giden canları geri getirmeye yetecek ne de vicdanlardaki sızıyı dindirecektir. Bu hepimiz için kaçınılmaz bir sorumluluktur ve ne yazık ki vakit giderek daralmaktadır.


Prof. Dr. S. Tunay KAMER

Prof. Dr. S. Tunay KAMER

2004’te Gazi Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. 2008’de aynı üniversitede Eğitimin Sosyal ve Tarihi Temelleri alanında yüksek lisansını, 2013’te Ankara Üniversitesi’nde Eğitimin Kültürel Temelleri alanında doktorasını aldı. Çalışmalarını eğ...

Tüm Yazılarını Gör